Bitkisel Hayata Girmek Ne Demek? Biraz Mizah, Biraz Gerçek
İzmir’de yaşamak, bazen sadece deniz manzarasına bakmak, bazen de kafa dağıtmak için yürüyüşe çıkmak demek. Ama bir yandan da insanın aklında, “Bitkisel hayata girmek ne demek?” gibi sorular dönüp durabiliyor. Evet, bitkisel hayat! Yani “benim için her şey bitmiştir” derken aslında nereye varmaya çalışıyoruz? Kendimle ve insanlarla dalga geçerken, biraz da derinlemesine düşünmeye başladım.
Hadi gelin, bu “bitkisel hayat” olayını hem mizahi bir bakış açısıyla hem de gerçek hayattan örneklerle ele alalım. Belki de çok düşündükçe, bazen gerçekten “bitkisel hayata girmek”ten başka çaremiz kalmaz.
Bitkisel Hayata Girmek: Tam Olarak Ne Demek?
İlk başta “bitkisel hayata girmek” terimini herkesin bildiğini varsayıyorum. Ama gerçekten ne olduğunu düşünürsek, bu terim aslında tıbbi bir tanım: “Bitkisel hayat”; bir kişinin beyin fonksiyonlarının kalıcı olarak durmasıyla, vücut fonksiyonlarının yaşaması durumunu ifade eder. Yani, bir anlamda, kişi “yaşamakta” ama beyin işlevselliği yok. Aslında, bir nevi “yaşıyor gibi gözükmek”, ama gerçekten “yaşamak” bir başka boyut.
Ama tabii bu, bir hastalık hali olduğu için tamamen ciddiye alınması gereken bir durum. Benim anlatmaya çalıştığım şey, aslında bir tür “günlük yaşam”da da bazen, ruhsal olarak bitkisel hayata geçme hali.
İç ses: “Yani bazen öyle bir noktaya geliyorsun ki, telefonunu bulamıyorsun ama cebinde olduğu kesin. Sonra bir bakıyorsun, ‘Kendimi bitkisel hayata sokmuşum galiba!’ diyorsun.”
Bu aslında hepimizin zaman zaman düşebileceği bir durum. Hayat o kadar hızlı ve karmaşık ki, bazen o kadar yoruluyorsunuz ki, bambaşka bir dünyada yaşamayı dileseniz de, vücudunuz hala burada kalıyor. Bir nevi, bir “duruş hali”nde kalma durumu.
Bitkisel Hayat Hali: Günlük Yaşamda Nasıl Görünüyor?
Hepimiz birer “bitkisel hayata girmeyi” tecrübe ettik, kabul edelim. Özellikle uzun ve yoğun bir iş gününden sonra, evde televizyonun karşısına geçip, “ben bir saat daha kalkmam, buradayım, çünkü bugün zaten varım” diyerek, öylece uzanmak… Hadi, kabul edelim, o an biz de tam anlamıyla “bitkisel hayattayız”.
Bir örnekle daha iyi anlatayım. Diyelim ki bir arkadaşım aradı. “Ne yapıyorsun?” diye sordu.
Ben: “Abi, bitkisel hayattayım, oturuyorum, gözlerim ekrana odaklı ama beynim kapalı.”
Arkadaş: “Güzel, yazma falan yapıyorsundur o zaman.”
Ben: “Tabii, ‘Kariyerim için yapmam gereken her şey var ama hiçbirini yapmıyorum’ modundayım. O yüzden bitkisel hayatta kalıyorum.”
İşte bu noktada, işin içinde biraz da ironi var. Hani o an için insan, beynini bir kenara bırakıp, sadece hayatta kalmayı sürdürür. Ama dışarıdan bakıldığında, herkes normal yaşantısına devam ediyormuş gibi gözükür. Şimdi, “Vay be, bu kadar kolay mı bu iş?” diyeceksiniz ama gerçekten de bazen insan, bir şeyleri düşünmekten yoruluyor ve bir süreliğine beyin dinlendiriliyor.
İç ses: “Ama bak, sadece beynini dinlendirecek kadar rahat olabilmen lazım ki, buna bitkisel hayat demek mümkün olsun. Yoksa, ‘yaşamak’ ama ‘hiçbir şey yapmak’ gibi bir şey oluyor.”
Bitkisel Hayata Girmek: Sosyal Medyanın Katkıları
Evet, Instagram’da hikayeler paylaşıp, Twitter’da sürekli 280 karakterle kimseye bir şey anlatamıyormuş gibi takıldığımız bir dönemde, sosyal medya da bitkisel hayata girişin ana unsurlarından birini oluşturuyor. Hani bazen Instagram’a bakıp, “Allah’ım ben de mi burada olmam gerekmiyor?” diye kendine soruyorsun ya, işte o anda, aslında sosyal medyanın seni bitkisel hayata soktuğunu fark ediyorsun.
İç ses: “Bütün arkadaşlarım tatilde ama ben evde bitkisel hayatta yaşıyorum. Kimseye laf anlatamıyorum ama herkesin tatil fotoğraflarına bakarken kayboluyorum. Huzur içinde hayatta kalıyorum!”
O kadar çok “süper” hayat hikayesi görüyorsunuz ki, sizin “gerçek hayatınız” bir anda fark edilemez hale geliyor. Sonra, kendinizi kaybolmuş hissediyorsunuz. Ama en sonunda fark ediyorsunuz ki, aslında kimse sosyal medyada gerçek hayatını paylaşmıyor. Bir nevi sosyal medyanın da bitkisel hayatına girmiyorsunuz, sadece dışarıya kendinizi göstermemek için çaba harcıyorsunuz.
Bitkisel Hayata Girmek: İş Hayatında Kendisini Gösteriyor
Tabii bir de iş hayatındaki bitkisel hayata girmeyi unutmamak lazım. Herkesin o konuda tecrübeleri vardır, değil mi? O kadar çok çalışma saatleri ve toplantılar var ki, insan bazen o kadar çok işlem yapıyor, telefonla mesajlaşmayı, e-posta yazmayı bile “robotik” şekilde yapıyor. Ama farkında olmadan, beyin devre dışı kalıyor. Bir tür “zihinsel bitkisel hayata girmek” oluyor.
Ben: “Bugün iş yerinde öyle bir bitkisel hayata girdim ki, 3 saat boyunca sadece bilgisayarıma baktım, hiçbir şey anlamadım.”
Arkadaşım: “Aynı şey! Ama, asıl komik olan şu: Bir şey yapmadığını fark ediyorsun ama yine de ‘işte çalışıyorum’ havasında takılıyorsun!”
Bunu gerçekten sadece ofiste yaşayanlar bilir. İnsan bazen “bitkisel hayatta” olmasına rağmen, hiçbir şey yapmadan çalışıyor gibi görünür. Bir yanda akıl, bir yanda eylem arasındaki uçurum! Ama o an, o sessizlikte yaşanır. Beyin yorulur, ama vücut çalışmaya devam eder.
Bitkisel Hayatın Gerçek Yüzü: Bir Şey Yapmamak Huzur Verir mi?
Sonuçta, işin garip tarafı şu ki, bitkisel hayata girmek, hem zorlayıcı hem de huzur verici olabilir. Hayatın içinde bazen fazla düşünmekten yoruluyoruz ve bu düşünceleri kenara bırakmak, bazen en iyi çözüm gibi görünüyor. Ama unutmayın, bitkisel hayat, bir noktada kaybolmak değil; kendinizi yeniden bulma fırsatı sunabilir.
İç ses: “Bitkisel hayata girmek ne demek? Bu, bazen hayatta olmak ama ‘hayat’ı biraz daha az düşünmek demek! Ah, ne kadar da doğru!”
Sonuçta, ne olursa olsun, bitkisel hayata girmek, herkesin arada bir yaşadığı bir deneyim. Herkesin farklı bir zaman diliminde, bazen en yakın arkadaşlarına, bazen kendilerine “yaşamak” ve “hiçbir şey yapmak” hakkını tanıması gerektiği anlar vardır. Belki de bazen gerçekten sadece bitkisel hayata girmeli, sonra uyanıp hayatı biraz daha sağlam kavrayarak devam etmeliyiz.