Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Başlayan Hikâye
Kayseri’de kış akşamları başka türlü olur. Rüzgârın apartmanların arasından geçerken çıkardığı o ince uğultu, sanki şehrin içinden geçen görünmez bir tren gibi gelir insana. 25 yaşındayım. Günlük tutmayı bırakalı yıllar olmadı ama hâlâ bazı geceler kalem elimdeyken kendimi çocukluğumun defterlerinde buluyorum.
O akşam da öyleydi. Pencereden dışarı bakarken camın kenarına vuran yağmur damlalarıyla birlikte içimde garip bir huzursuzluk vardı. Ne tam adı konmuş bir özlem, ne de net bir kırgınlık… Sanki bir şey eksikti ama ne olduğunu bilmiyordum.
O sırada telefonumdan gelen bir ses dikkatimi dağıttı. Eski bir ses kaydı açılmıştı yanlışlıkla. İçinden ince bir “çıt çıt” sesi geldi. Küçük, neredeyse önemsiz bir ses. Ama o an içimde bir şey koptu.
Çünkü o ses bana “çit çit nedir?” sorusunu hatırlattı. Ve ben o sorunun cevabını yıllar önce bir yerde bırakmıştım.
Çocukluğun Kapısında Duyulan Ses
Çocukken Kayseri’nin eski evlerinden birinde büyümüştüm. Ahşap kapılı, dar koridorlu, soba kokusunun hiç eksik olmadığı bir evdi. Kapının kilidi vardı ama asıl önemli olan o kilidin çıkardığı sesti.
“Çıt… çıt…”
Kapı kapanırken, annemin odadan çıkarken çıkardığı o küçük ses… Bazen dolabın çekmecesinden gelen aynı ritim… O zamanlar bu seslere bir anlam yüklemezdim. Ama çocuk aklımla bile huzur verici bulurdum.
Bir gün anneme sormuştum:
“Anne, çit çit nedir?”
Gülmüştü. Eğilip saçımı düzeltmişti. “Kapının dili,” demişti. Ama o açıklama bana yetmemişti. Çünkü o ses sadece bir mekanik şey değildi. Sanki evin kalbi o sesle atıyordu.
O günlerde hayat daha basitti. Bir sesin bile anlamı olurdu ama ağırlığı olmazdı.
Şimdi ise en küçük ses bile insanın içini yerinden oynatıyor.
Bugünün Sessizliğinde Kaybolan Sesler
Şimdi 25 yaşındayım ve aynı şehirde yaşıyorum ama sanki farklı bir dünyadayım. Aynı sokaklar, aynı soğuk, aynı Erciyes’in uzak silueti… Ama içimdeki sesler değişmiş.
O akşam telefonumdan gelen “çıt çıt” sesiyle birlikte zihnim bir anda geçmişe açıldı. Sanki biri eski bir kapıyı araladı ve ben o kapının eşiğinde kaldım.
Son zamanlarda kendimi en çok eksik hissederken buluyorum. Hayatın bir noktadan sonra otomatikleştiğini fark etmek ağır geliyor. Sabah uyan, işe git, dön, uyu… Ve arada kaybolan küçük anlar.
O küçük anların içinde bir zamanlar “çıt çıt” diye bir ses vardı. Şimdi yok.
Belki de bu yüzden içim sıkılıyordu.
Bir Mesajın Getirdiği Eski Dünya
O gece telefonuma düşen bir mesaj, beni daha da geriye çekti. Eski bir arkadaşım yazmıştı. Çocukluk mahallesinden biriydi. Uzun zamandır konuşmamıştık.
“Geçen eski evin önünden geçtim,” yazıyordu. “Kapı hâlâ aynı sesle kapanıyor.”
O cümleyi okuduğum anda nefesim kesildi.
Demek hâlâ vardı.
Demek “çit çit nedir?” diye sorduğum o ses, sadece benim zihnimde büyüyen bir hayal değildi.
İçimde garip bir heyecan ve aynı anda bir hüzün yükseldi. Çünkü bazı şeylerin hâlâ var olması, onların bizde bıraktığı boşluğu daha da görünür yapıyor.
O an kendime şunu sordum: Ben neyi kaybettim? Ses mi, yoksa o sesi duyduğum insan halimi mi?
Geri Dönüş: Eski Sokağın Eşiğinde
Ertesi gün kendimi o eski mahalleye giderken buldum. Plan yapmadım. Sadece yürüdüm. Kayseri’nin soğuk havası yüzümü keserken, içimde garip bir kararlılık vardı.
Sokak aynıydı ama aynı değildi. Duvarlar daha yıpranmış, renkler daha solgundu. Ama kapı… O kapı hâlâ oradaydı.
Kalbim hızlandı.
Yaklaştıkça çocukluğumun sesleri geri gelmeye başladı. Koşan çocuklar, uzaktan gelen bir televizyon sesi, annemin seslenişi…
Ve sonra o kapı.
Elimi uzattım ama dokunmadım. Sadece baktım.
Bir an gerçekten duydum.
“Çıt… çıt…”
Ya da belki duymadım. Belki zihnim bana oynadı. Ama o an fark etmezdi. Çünkü hissettiğim şey gerçekti.
Gözlerim doldu. Nedenini tam bilmiyordum. Belki de yıllardır içimde biriken her şey o küçük sesle birlikte yüzeye çıkmıştı.
İçimde Açılan Boşluk ve Doldurulamayan Anlar
Orada uzun süre kaldım. Kimseyle konuşmadım. Sadece baktım.
İnsanın bazı anları vardır, açıklanamaz. Ne tam mutluluk, ne tam acı… Sadece yoğunluk.
Ben o yoğunluğun içindeydim.
“Çit çit nedir?” diye sorduğum çocuk hâlâ içimdeydi. Ama artık cevabı basit değildi. O ses, bir kapının kapanışı değilmiş sadece. Bir dönemin, bir hissin, bir güven duygusunun kapanışıymış.
Ve ben bunu çok geç anlamışım.
O kapının her kapanışında evin güvende olduğunu hissediyormuşum. Şimdi ise kapılar kapanıyor ama içimde aynı güven yok.
Bu fark beni yoruyor.
Geri Dönüş Yolunda Düşünceler
Eve dönerken yürüdüğüm yol uzadıkça uzadı. Sanki şehir bile beni yavaşlatmak istiyordu. Her adımda zihnimde aynı soru dönüp duruyordu:
Bir ses nasıl olur da bir insanın bütün duygularını taşıyabilir?
Belki de mesele ses değildi. Mesele o sesin olduğu zamanlardı.
O zamanlar korkularım daha küçüktü. Hayallerim daha büyüktü. Ve umut daha sessiz ama daha güçlüydü.
Şimdi ise tam tersi.
Geceye Düşen Son “Çıt Çıt”
Eve geldiğimde ışıkları açmadım. Pencerenin önüne oturdum. Dışarıda yağmur hafifçe devam ediyordu.
Telefonumu elime aldım ama bakmadım. Sadece sessizliği dinledim.
Ve sonra çok hafif bir ses duydum.
Belki bir dolap. Belki bir kapı. Belki de hiçbir şey.
Ama o ses yine vardı.
“Çıt çıt…”
Bu kez sormadım. “Çit çit nedir?” diye düşünmedim.
Sadece dinledim.
Çünkü bazı soruların cevabı artık kelimelerde değil, insanın içinde kalan boşlukta saklıdır.
Ve ben o boşluğun artık benden bir parça olduğunu kabul ettim.
“Çit çit nedir” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Chicha ailesi olarak her zaman yanınızdayız!
Sonunda Kalan Sessizlik
Benzer Bir Yazı: Yaylı yatak vakumlanır mı ?
Şimdi bu satırları yazarken Kayseri’nin gecesi tamamen çökmüş durumda. Şehir uyuyor. Ben ise uyanığım.
İçimde hâlâ o ses var. Belki gerçek, belki hatıra.
Ama artık biliyorum ki “çit çit nedir?” sorusu bir tanım değil. Bir yolculuk. Bir kapı. Bir çocukluk hissi.
Ve bazı kapılar kapanırken ses çıkarır. Ama asıl mesele o sesin ne olduğu değil, bizde neyi uyandırdığıdır.